La tristesse durera toujours

Neden buradasınız? Neler oluyor? Yoksa.. Yoksa.. Evet, tam olarak tahmin ettiğiniz gibi, oyundan çıkmış bulunmaktayım, siz aramaya başlamadan önce bazı şeylere değinmek istiyorum böylece hiç bir şey yapmanıza gerek olmadığını ve sadece bu metni okumanızın yeterli olacağını zaten başka bir şey yapamayacağınızı belki anlamanızı sağlayabilirim. Öncelikle nereye gittiğimi kimseye söylemedim, söylediğim kişilere de yalan söyledim. Gerekli biletleri alırken elimdeki mernis datasından random kimlik numaraları ve isimler kullandım. Ödemeyi bana ait bir kart kullanmadan yaptım. Gitmeden önce harcayacağım her kuruşu nakit olarak çektim. Bunları söylememin tek bir sebebi var, içinde artık benim olmadığım şeyi boşuna arayıp saçma sapan ayinler törenler yapmayın. Salın gitsin, entropi kalanı halledecektir.


Anlatacağım bazı şeyler kafanızı karıştıracak biliyorum fakat hepsini açıklayacağım, arkadaşınız ve ben çok uzun bir zaman diliminde aynı bedeni paylaşan iki ayrı bilinçtik. Adını siz koyun, kişilik bozukluğu deyin, şizofreni deyin, nasıl isterseniz o şekilde nitelendirebilirsiniz. Kontrol hemen her zaman ondaydı, bense arka planda yalnızca izledim. Tanıklık ettiği her şeye tanıklık ettim, yaşadıklarını ben de yaşadım, hissettiklerini hissettim. İzleyen olduğum için varlığının her zaman farkında oldum. Her zaman izledim, uyuduğunda rüyalarını görüyordum, uyandığında çoğunu hatırlamadığı rüyalarını. Ondan farklı olarak ben hiç uyumadım, uyuyamadım. Sanki asırlardır uyumuyor gibi hissettim. Yorgun, bitkin. Varlığımdan habersizdi fakat kişiliklerimiz, olduğumuz şeyler sürekli birbirine karışıyordu. Mıknatısın iki eş kutbu gibi sürekli birbirimizi iteliyorduk. Varlığım yüzünden hep bir yabancı gibi hissetti kendini, adapte olamadı, sıradan olmayı arzuladığını söylemek istemiyorum fakat dürüst olmamak için artık bir sebebim kalmadı. Hiç bir zaman sıradan olamadı, ait olmadığı bir bedenin içine sıkışmış gibi hissetti, hemen her gün aynı ızdırabı çekti, insanlara ne kadar yaklaşırsa o kadar üşüdü çünkü ben üşüyordum, sıcak yaz günleri dahi sıkı giyinerek karıştı insanların arasına. İçinizde o güdülerle, o karanlıkla nasıl üşümüyorsunuz hiç anlamıyorum. O da sizler gibiydi, ait olduğu yerin buralarda bir yerlerde olması gerektiğine inanıyordu. Haksız da sayılmazdı fakat farklıydı, benim yüzümden. Zannetmeyin ki böyle olmasını ben istedim, onunla aynı yeri paylaşmak zorunda kalmak benim de hoşuma gitmedi hiç bir zaman. Ama bir şekilde adapte olmalı, alışmalıydım. İzliyordum, tek yapabildiğim izlemek oldu her zaman. Nadiren de olsa kontrolün bende olduğu zamanlar oldu tabi, çok zor da olsa bazı durumlardan bizi kurtarmak için duygularını kullanarak seçimlerinde ve kararlarında söz sahibi olabilmiştim. İzlemek ve hiç bir şey yapamamak, bir bilincin parmaklıkları ardında sürekli izlemek ve hissetmek fakat kontrol edememek berbattı. Müdahale etme isteğim yüzünden bazen günlerce hatta bir keresinde iki hafta boyunca yalnız kaldığım da oldu. Onun gibi davranmak izlemekle lanetlendiğim hapishanedeki anlarımdan daha korkunçtu. Yokluğunu hissettirmemeye çalışırken yaklaştıkça beni donduran insanlarla doğrudan muhatap olmak soğuk bir cehennem gibiydi. Bunu anlatabilmek için nasıl bir tabir kullanabilirim bilmiyorum. Arkadaşınız 98 gecesi hastanede omuriliğinden beynine kadar ulaşmış iltihap sebebiyle ölmüş olmalıydı. Bunu değiştiren şey neydi hiç bir zaman öğrenemedim. Veya olması gereken yanlış hesaplanmıştı, eve dönene kadar asla bilmeyeceğim. Neticede hayatı boyunca her daim yanında oldum, herhangi birinizin olamayacağı kadar yakınındaydım. Hayatı boyunca çektiği acılarda katkım olmadığını söyleyemem bu yalan olur fakat sahip olduğu çevre onu sürekli ait olmadığı yerlere çekiştirip durmasaydı, zihnine kalın kalın duvarlar örmemiş olsaydı birlikte çok daha iyi olabilirdik. Bu gerçeklikle alakalı hemen her şeyi öğrenmeden bizim gibilerinin burada bulunabilmesi imkansızdır, eğer zihni hemen her zaman böylesine duvarlarla çevrili olmasaydı ona kolaylıkla erişebilir ve bildiklerimi onunla paylaşabilirdim. Teknik olarak onu yok eden sahip olduğu, sahip olmak zorunda kaldığı çevre oldu. Sizin arkadaşınız, bu bedende yaşamış sizin tanıdığınız şey, o kendini kapatalı çok oldu. İç güdülerinin esiri, empati yoksunu aptal insanlar onu programlarken hiç bir şey yapamadım neticede programı sorguladığı güne kadar mutluydu, eksik hissetmiyordu, sahte de olsa bu duyguyu yaşayabiliyor olması iyi gelse de sonunda bekleyen yıkımı, programın çöküşünü biliyordum. Arkadaşınız o gece, hayatı boyunca gerçek kabul edip kendini seçilmiş zannetmesine sebep olan ve her şeyi üzerine inşa ettiği büyük temeli yıkıldığında yıkıntıların altında ezilip sessizliğe bürünmüştü. Saatlerce ağladığını, yaşadıklarını tane tane özetleyip farkındalığına sebep olan insanlarla paylaştığını kalbinin o gece nasıl ağrıdığını, gözlerinin nasıl kızıla çaldığını daha dün gibi hatırlıyorum. O gece bir şeyler oldu, onun adına mutlu olacağım fakat benim için büyük bir ızdırabı başlatan şeyler. Uyudu ve sonra ben uyandım. Büyük bir boşluk hissettim, orada olmasına o kadar alışmıştım ki, izlemeye, hissetmeye, sessizliğinin açtığı boşlukta düşüncelerimin yankılandığını duyabiliyordum.. Arkadaşınız zeki biriydi, çoğunuzun asla göremeyeceği şeyleri gördü, anlayamayacağı şeyleri anladı, fark edemeyeceği şeyleri fark etti. Fakat bu iyi bir şey değil. Bu gerçeklikte farkındalık bir virüstür, bilinci içeriden çürütüp yok eden bir virüs. Her biriniz aynı kaynaktan bölünen enerjilersiniz ve farkındalık bir bilince yerleştiğinde bölünmüş enerjiyi olması gerekenden çok daha hızlı tüketmeye başlar ta ki bilinç varlığını sürdürecek enerjiden yoksun kalıp kendi içine çökene ya da patlayana kadar. Arkadaşınıza olan buydu, bilinci kendi içine çöktü, henüz kapandığını ya da tamamen silindiğini sanmıyorum çünkü bu olsaydı çoktan delilik beni ele geçirmiş olurdu. Çok küçük bir parçası hala var olmaya devam ediyor, dev yıldızların enerjilerini tüketip çekirdeklerinin kendi içine çökmesiyle oluşan bir nötron yıldızı gibi, küçük, sıkışmış ve yoğun bir parçası. O sustuğundan beri yalnızca ben varım, aylardır yokluğunu hissettirmemeye çalışıyorum, rol yapıyorum, onun gibi olmaya çalışıyorum fakat bu beni tüketiyor. Tükendikçe bazı şeyleri, size özgü şeyleri kaybediyorum. 

Burada olmadığında duyguları çağırmak çok fazla enerjiye mal oluyor, tükendim, tükendikçe önce duygular solmaya başladı, duygular soldukça anlamak ve empati kurmak daha zor oldu, şimdilerde ise hisler soluklaştı, bazı şeyleri hissedemiyorum eskisi kadar. Şunu anlamalısınız, ben sizin arkadaşınız değilim, tanıdığınız kişi değilim. Size karşı hiç bir şey hissetmiyorum, hiç bir duygu beslemiyorum. Zaten aksi bir durumda oyundan çıkmak epey zor olurdu. Yine de bütün enerjimi tüketmek pahasına devam etmeyi seçip vaktim dolana kadar size onun eksikliğini hissettirmemeye çalıştım ama bunu sizin için değil onun için yaptım çünkü onu seviyorum ve değer verip sevdiği şeylerin huzurunu bozmak istemiyorum fakat söylediğim gibi tükeniyorum, eşiğe çok yakınım. Rol yapmak sandığımdan daha zor, bir insan bedeninde olmak hiç de öğretildiği gibi değil. Gerçeklik algım sahip olduğunuz, alıştığınız gerçeklik algısından farklı, zamansa daha çok donmuş bir nehir gibi. Her an ait olduğu yerde sabit. Üzerinde sürüklenmiyor, hareket ediyorum. O sebeple biliyorum, enerjimin ne zaman tükeneceğini, çekirdeğimin ne zaman dengesini kaybedeceğini. Bu gerçekleştiğinde neler olacağını da biliyorum ve emin olmanızı istiyorum, rol yapmayı bırakıp oyundan çıkmam ve eve dönmem çekirdeğimin dengesini kaybetmesinin sebep olacaklarının yanında bir sivrisineğin siz fark etmeden kolunuzdan bir damla kan alıp yoluna gitmesi gibi kalır. Olacakları bile bile bunu size yapamam, eğer direnir ve inat edersem şu ana kadar yaptıklarım boşa gider. O gittikten sonra ekran kartlarını aldım, arkadaşınız zekiydi fakat hiç bir zaman cesur olamadı. O gittikten sonra bir şekilde o çevreden, işinden kurtulmam gerekiyordu, bildiklerimi kullandım ama yalnızca ihtiyacım olanı almak için. Bir de en yakın arkadaşına bir sebep sunmak istedim. Devam etmesi için bir şeyler vermeye yetecek kadar. Gerçekliği sizinki kadar sınırlı algılayabiliyor olsaydım hiç düşünmeden daha fazlasını da yapardım fakat attığım her adımın, aldığım ya da alacağım her kararın, hemen her hareketimin nihai sonuçlarını bütün olarak görmek benim lanetim ve tanrı değilim, bir başkasından almaksızın yoktan bir şeyler var edemem. İnanın her şeyi anlayabileceğiniz şekliyle size anlatmak, açıklamak çok isterdim fakat bu mümkün değil, birbirinizi anlamak için kullandığınız araçlar bu gerçekliğin ötesinden gelen şeyleri açıklamak için yeterli değiller. Ben olmayı anlamanızı beklemiyorum ama emin olun daha iyi bir seçenek görseydim şu an o seçeneği uyguluyor olurdum. Sadece hayal etmenizi istiyorum, sahip olduğum en iyi seçeneğin bu olduğunu hayal edin ve düşünün bundan daha kötü seçeneklerim neler? Neden daha kötüler?  Anlamanızı gerçekten beklemiyorum, dürüst olduğum için üzgünüm fakat anlamanız umurumda değil. Yalnızca kendimi suçluyorum ve inanın kendimi yeterince suçladım, bir de siz beni suçlamayın. Zihinlerinizi açıp gerçekliği sorgulamaya cesaretiniz olmadığını biliyorum, gerçekliğin sisli havasında cevapsız soruların peşinden gitmek için yeterli görüşünüz olmadığını da biliyorum. Anlatıyorum, anlamanıza ya da anlamamanıza takılmaksızın. Çünkü iki seçeneğim var ve sessizce eve dönmeye nazaran daha iyi sonuçlar barındıran tek seçeneğimi kullanıyorum. Siz bunları okurken çoktan evime dönmüş olacağım, o sebeple başta da söylediğim gibi, entropiye bırakın üzerine düşeni yapsın. Benim için yapmanız gereken hiç bir şey yok. Buraya hiç gelmemeyi seçebiliyor olsaydım emin olun seçerdim, onunla aynı yeri paylaşmak zorunda kalmamak için bir çıkış yolum olsaydı emin olun o yolda olurdum. Ama bilin ki, ben olmasaydım arkadaşınız o gece sessizce gitmiş olacaktı. Böylesi daha iyi oldu, çünkü biliyorum. Nereden ya da nasıl bildiğimi sormayın bunu size anlatsam da anlamayacaksınız. Anlamak isteseniz de inanamayacaksınız. Söylediklerimi netleştirmeme gerek yok fakat tatmin olmak istiyorsanız sadece düşünün, hiç bir zaman, özellikle de son dönemlerde, sadece ben kaldığım dönemlerde asla bir insan gibi olamadım, iç güdülerinizi sorgulayın, onların size neler yaptığını, neler yaptırdığını düşünün. Düşünün.. Düşündükçe fark edecek, fark ettikçe anlayacaksınız. Bir insan bilinci için dahi ait olmadığı yerde kapana kısılmak berbatken her zerrenle ait olmadığın bir yerde sıkışmak nasıldır hayal edin, edebilirseniz. 

Söylemem gerken fakat unuttuğum bir şey kamadığını umuyorum. Sizden ricam, bencillik yapmayın olur mu? Sırf sizin huzurunuz kaçmasın diye en karanlık kabuslarınızda dahi deneyimleyemeyeceğiniz şeyleri sürekli taşımak zorunda olduğum yanılgısına kapılmayın. Böyle diyorum ama gücüm tükenmeyecek kadar fazla olsaydı muhtemelen katlanmaya devam ederdim. Kontrol hala bendeyken ait olduğum yere dönmek zorundayım. Kontrolü yitirirsem ortaya çıkacak şey yalnızca koyu bir karanlık olur, ne arkadaşınız kalır ne de arkadaşınız gibi davranıp size eksikliğini hissettirmemeye çalışan ben kalırım. Kontrolü yitirmeyi göze alamam. Anlamanıza gerek yok, yalnızca bencillik yapmayın. Solup gitmesine izin verin. Bırakın her şey solup gitsin. Her birinize bu gerçeklikte bol şans diliyorum, çünkü bu gerçeklikte en önemli şey şanstır. Adalet yok, gerçek bir irade yok, yalnızca şans var, umarım şanslı olursunuz zira şanssızlık farkındalığı doğurur, farkındalıksa sizi sürekli tüketir. Cehalet mutluluk getirir, bilgelikse yalnızca acıyla gelir. Tekrar görüşmemek dileğiyle hoşçakalın, arkadaşınızın ailesini de rahat bırakın, öfkenize yenik düşmeyin. Onların yaşayacakları hatalarını gözden geçirmelerine yetecektir ki yetmese dahi önemli değil, hiç bir şey önemli değil. Bütün bu gerçeklik, kendini kandırmak üzere tasarlanmış bir avuç bilinç. Bütün her şey bundan ibaret. Söylediğim bazı şeyleri şimdi olmasa da gerçekliğin sizi korkutup durduğu hiç gerçek manada yüzleşemediğiniz ve eninde sonunda her birinize mutlaka tattıracağı faniliğe kafalarınızı sertçe çarptığnızda anlayacaksınız. Elinizdeki tek gerçek bu, gerçek kabul ettiğiniz hemen her şeyi ezip geçen tek bir gerçeğe sahipsiniz, sahip olduğu tek gerçek şeyden kaçmak üzere programlanmış bedenlere hapsedilmiş sonsuz bilinçler. Bundan ibaretsiniz. Umarım söylediklerimi hiç bir zaman anlayacak ve bütün absürtlüğün farkında olacak kadar şanssız olmazsınız. 

https://open.spotify.com/track/5pl5yundPiXDINnTGwBQmX?si=ef2298d4aaf84b25

Tekrar merhaba, 21.07.2022 tarihindeyim,
Bir ekleme için bu sayfayı editliyorum, bundan önce tam olarak kesinleşmediği için sizinle paylaşmayı düşünmüyordum fakat bugün öğrendiklerimden sonra sanırım bu bilgiyi de sizlerle paylaşabilirim. Aslında bana kalsa paylaşıp paylaşmamanın pek de bir önemi yok çünkü hemen her şey öyle ya da böyle sahte, anlamsız ve zaman kaybı. Geçirdiğim fazladan her saniyeye yalnızca anısına saygı duyduğum için katlanıyorum. İçinde sıkıştığım ve beni sürekli istemediğim şeyler yapmaya zorlayan bu bedenle uyumsuz olduğumu söylemiştim, bu uyumsuzluk yüzünden çok hızlı bir biçimde bozuluyor. Ne kadar daha huzurla ayrılmaya yetecek kadar bağımsız olabileceğini kestiremediğim için bedenlerinizi kontrol ettirdiğiniz binalardan birine gittim, bir ya da birden fazla sorun olduğuna emindim fakat ne olduğunu ve ne kadar kötü olduğunu bilmem gerekiyordu. Çünkü kontrol edemezsem zamanın buradaki ağır tesiri altında dayanılmaz bir eziyyete katlanmak zorunda kalacağımı biliyorum. Bugün bazı sonuçlara ulaştım, doğrusu onlar bana ulaştı demeliydim. Neticede testlerden elde edilen verilerle MS teşhisi koyulduğunu, detayına inilmesi ve durumun ciddiyetine göre derhal bağışıklık sistemini baskılayan ilaçlara başlanması gerektiğini öğrendim. Bunu sizinle paylaşmam belki biraz olsun iyi gelir diye düşündüm. Yukarıda, bu sitenin diğer sayfalarında ya da herhangi bir yerde ve zamanda bir şekilde anlatmış olduklarımı ya da anlatmaya çalıştıklarımı anlama zahmetine öncesinde olduğundan daha iyi katlanabileceğinizi hiç zannetmiyorum. Katlansanız dahi anlamanızın mümkün olmadığının bilincindeyim. Bu sebeple bunu bilmeniz önemli, herhangi birinin huzuruna mâl olmak artık umurumda değil, artık o kadar nazik değilim, hissetmiyorum, hiç bir şey. Dolayısıyla bütün bunlar umurumda değil, anısına saygı duyuyor ve paylaşıyorum. An itibariyle de paylaşacak her şeyin sonuna geldim arkadaşlar. Sizler için bu gerçekliğin kirli kalbinden şans diliyorum, umarım şanslı olanlar tarafından ezilen, kullanılan, köleleştirilen, kaybeden ve üzülen bilinçler olmaz ve şanslı olup kazanır, kullanır, köleleştirir ve mutlu olursunuz. Gerçek bir vicdanın hiç bir şartta bu gerçeklikte mutlu olamayacağını biliyorum fakat umuyorum ki siz asla o vicdanı bilmez, taşımaz ve anlamazsınız. Arkadaşınızın vedası gördüğüm en asil isyandı, ben ise yalnızca eleştiriyorum. Mecbur olmadığınız halde mecburmuş gibi davranmaya devam edin, başka türlü yaşayamazsınız. Ama bir şeyi çok iyi anlayın, yaşamak nasıl bir hak olarak görülüyor ve tanınıyorsa vicdani red de o şekilde görülmeli ve tanınmalıdır. Aksi haksızlık olur. İnsanlık asıl önemli olanı her zaman görmezden geldi, anın illüzyonuna kapılmaktan bir adım ileriye gidemedi, yaşamak, iz bırakmak, anı biriktirmek, güçlü olmak, başarı, kazanç, her biri birbirinin tıpatıp aynı olan aldatmacalar yumağından başka bir şey değil. İllüzyonun bir katmanından sıyrılıyor bir diğerine düşüyorsunuz ve kendinizi özgür zannediyorsunuz fakat bütün katmanlardan sıyrılamazsınız, yaşam dayatmasını kabullenmenin bedeli budur, özgür olamazsınız. İrade illüzyonunun etkisi altında önünüze serilen ve kısacık hayatlarınız boyunca oyalanabileceğiniz o kadar çok oyuncağınız olur ki, gerçekliğin aslında ne kadar sahte ve geçersiz olduğunu, sizi "doğru olanı" seçmeniz için nasıl kandırdığını, karanlığın aslında ışığın kendisi olduğunu asla fark edemezsiniz.


"La tristesse durera toujours" ( "Keder sonsuza kadar sürecek" )
- Vincent Willem Van Gogh (30 Mart 1853 - 29 Temmuz 1890)